Feng Shui Nedir?

Feng Shui Nedir? « Genel

Feng shui, 'Rüzgâr ve Su' demektir. Temel anlamı çevreyle uyum içinde yaşamaktır. Eski Çin inanışına göre dünyada denge ve düzen vardır ve bazı etkinliklerle bireyler iyi şansı kendilerine çekebilirler. Doğanın rüzgârları ve sularıyla uyum içinde yaşarsak, bolluk ve iyi şans sahibi oluruz. Çevreyle uyum içinde yaşamak Batı'da henüz yeni bir kavram sayılabilir ama Doğu'da binlerce yıldır uygulanagelmektedir.

Feng shui'nin kökenleri eski çağlara dayanır, beş bin yıl önce Hsialı Wu (İ.Ö. 2953,2838) bir kaplumbağa bulmuş ve kabuğunda kusursuz 'sihirli kare'nin varlığını keşfetmiştir. Bu keşiften I Ching, Çin astrolojisi, numeroloji, dokuz yıldız Ki ve feng shui doğmuştur. (Hsialı Wu'nun öyküsünde, Richard Webster'in Talisman Magic adlı yapılında kaplumbağa kabuğu ve değişik kehanet sistemlerinden söz edilir (Llewellyn Pub., 1995).)

1933 - 1936 yılları arasında Walter Schofield, Hong Kong'da yüzden fazla tarihöncesine ait ören yeri keşfetmiştir. Lantau Adası üzerindeki Tung Wan'da, Bronz Çağı'na ait bir mezarlıkta, başları güneye yöneltilmiş altı ölü bulmuştur. Güney feng shui açısından her zaman önemli bir yön olduğundan, bu keşif feng shui'nin tarih öncesi dönemlerde de uygulandığının kanıtı olabilir.

Üç bin yıl önce hükümet binalarının ve sarayların feng shui kuramlarına göre inşa edildiğine ait kanıtlar da vardır. Canton kenti bu dönemlerde feng shui kuramları esas alınarak inşa edilmiştir. Bugün hâlâ Chu Chiang Irmağı'nın deltasına kurulu, denizden doksan mil uzakta, yumuşak eğimli tepelerle çevrili, etkileyici bir kenttir.

Pekin'in kuzeyinde kenti soğuktan koruyan tepeler vardır. Havanın açık olduğu günlerde Yasak Kent'ten Batı Tepeleri izlenebilir. Feng shui'nin başka bir gereği de suyun evin arkasından ziyade ön tarafında olmasıdır. Yasak Kent'in önünden akan Altın Irmak bu prensibin uygulandığını kanıtlar.

Marco Polo, imparatorun, sarayının kuzey duvarına bir mil civarında çevresi olan geniş ve yüksek bir tümsek inşa ettirdiğini kaydetmiştir. Bu tümsek Siyah Kaplumbağa anlamına gelir ve sarayın feng shui'sini iyileştirir.

Feng shui'nin temel kuramları Han Hanedanlığı zamanında yazılmıştır (İ.Ö. 25), ama ilk kuramlarının Song Hanedanlığı'na (l.Ö. 960) kadar dayandığı gözlemlenir.

Sistemde küçük değişiklikler yapılmışsa da feng shui'nin temel düşünce yapısı Tang Hanedanlığı zamanında, Yang Yun Sang'ın İmparator Hi Tsang için (l.Ö. 888) yazdığı bir dizi kitaptan beri hiç değişmemiştir. Yang Yun Sang bu kitaplarında ağırlıklı olarak ejderhalardan söz eder. Bugün bile Çin'de ejderhalar en saygıdeğer göksel yaratıklardır.

"Çin simgeciliğinde ejderhalar en önemli göksel hayvanlardır. Bahar ve yeniden doğumla da tanımlanırlar. Bizim bakış açımızdan önemli olan feng shui'nin en önemli elementlerinden biri olan suyla ilişkileridir. Su aynı zamanda parayla ilintilidir. Bir ejderha nesnesi, süsü örneğin sahibini çok çalışmaya, başarılı ve varlıklı olmaya teşvik eder."

Feng shui simgeselliğinde yeşil ejderhalar ve beyaz kaplanlar tepelerin ve dağların altlarında yatarlar. Y. S. Sang'ın yazdığı feng shui kuramları bugün Form Ekolü adıyla anılır ve feng shui'nin en önemli kategorilerinden birisidir. Form ekolü genel olarak arazinin biçimlendirilmesi ve kenar çizgileriyle ilintilidir.

Bir yüz yıl sonra, Wang Chi ve Sung Hanedanlığı'ndan başka bilim adamları (İ.Ö. 969 - 1126), feng shui hakkındaki tüm eski metinleri okuyarak bu metinler üzerine kapsamlı yorumlar yazdılar. Bugünkü feng shui işte bu bilim adamlarının araştırma ve yorumlarına temellenir.

Bu bilim adamları insanların bireysel enerjisinin arazinin göksel enerjisiyle uyum içinde olması gerektiğini düşünmeye başladılar. Sonuç olarak Çin astrolojisinin görüşlerini kullanan farklı bir feng shui okulu oluşmaya başladı. Pa-kua simgesi, Lo Shu sihirli karesi, Luo-pan pusulası gibi araçlar, bireyler için en elverişli mekân ve yönleri belirlemede kullanılmaya başlandı. Bu sisteme de Pusula Ekolü adı verilir.

Feng shui her zaman yaşamın en önemli alanlarından biri olarak kabul edildi. Eski bir Çin deyişi başarılı bir yaşamın beş ana kuramını şöyle açıklar: "Önce kader, sonra şans gelir. Üçüncü olarak feng shui'yi insan sevgisi ve eğitim izler."

Kaderimizi belirleyen burcumuzdur, yaşamımızın ana çizgilerini çizer. Güçlü ve zayıf yönlerimizi ortaya koyar. Güçlü yönlerimizi yararlı kılmalı ve zayıf yönlerimizi de güçlendirmeye çalışmalıyız elbette.

Şans, tanımlaması zor bir sözcüktür. Çinliler öbür dört kavramın üzerinde çalışarak şansımızı açabileceğimize inanırlar. Şans bir zihin durumudur aslında. Geleceğe korkuyla değil de, katılımcı olarak, ümitle bakarsak, başımıza iyi şeylerin gelmesini umarsak, olaylar genellikle istediğimiz biçimde gelişir.

Üçüncü kuram feng shui'dir. Bunu kullanarak dünyayla ve içindeki her şeyle uyum içinde yaşayabiliriz. Bu biçimde yaşamak şans da dahil, yaşamımızı her anlamda iyiye götürür.

Dördüncü kuram insan sevgisidir. Hem eski Çin felsefesi hem de dini metinler hiçbir ödül beklemeksizin vermemizi öğütler. İnsanın kendi 'ben'ini hesaba katmadan vermesi kendi özel tatminini getirir ve yaşam kalitemizi iyileştirir.

Son olarak eğitim gelir. Hepimiz elimizden geldiğince ileri gitmeliyiz. Eğitim yaşam boyu süren bir çalışmadır; mümkün olduğu kadar dünyada olup bitenlerle bağımızı koparmamalıyız.

Bazı metinler beşinci kuram olarak eğitim değil de çaba sözcüğünü kullanır. Elbette bir şeylerin olması için çaba harcamamız gerekir. Yaşamda herhangi bir başarı kazanmak için aslolan, sıkı çalışmadır.